🇹🇷 İSTANBUL / TÜRKİYE | -- °C | -- | --:--:--
SYSTEM ONLINE
Politika Bürosu · Araştırma · Piyasa Notları

Bureau of Policy

Makroekonomi, kamu maliyesi, veri analizleri ve uluslararası ilişkiler üzerine ajandama aldığım notlar.
GÜNDEM
Referans veriler yükleniyor...
ANKARA --:--:-- SEANS
LONDRA --:--:-- SEANS
NEW YORK --:--:-- SEANS
TOKYO --:--:-- SEANS
Son Analizler

Türkiye Kripto Piyasasında Yeni Bir Dönüm Noktası: Sermaye Kontrolü İçin Dijital Bankacılık Modeli

Kripto paralar yalnızca teknolojik bir yenilik değil; aynı zamanda küresel ekonomik yönetişimde dengeleri değiştiren bir olgu. Türkiye'de bu dönüşümün nasıl ele alınacağına dair tartışmalar da giderek yoğunlaşıyor. Özellikle kripto varlık hizmet sağlayıcılarının (KVHS) mevcut hukuki konumu, hem sermaye kontrolü hem de para politikasının etkinliği açısından ciddi yapısal sorunlara işaret ediyor. Bu yazı, söz konusu sorunları derinlemesine ele alırken, çözüm olarak KVHS’lerin dijital banka statüsüne alınmasını öneren bir modeli tartışmaya açıyor.

Sermaye Kontrolü: Geleneksel Araçlarla Yeni Finansal Gerçeklik Arasında

Küresel ölçekte sermaye hareketleri giderek daha akışkan hale gelirken, merkeziyetsiz finansal sistemler (DeFi) devletlerin kontrol kabiliyetini zayıflatıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu durum, döviz rezervleri yönetimi, kara para aklama ile mücadele ve ani sermaye çıkışlarının önlenmesi gibi kritik başlıklarda ciddi bir zorluk yaratıyor. Geleneksel sermaye kontrol araçları, stablecoin’ler ve küçük tutarlı Bitcoin transferleri gibi yeni para hareketlerini izlemekte yetersiz kalıyor.

Yanlış Sınıflandırmanın Yükü: KVHS’ler Aracı Kurum Değildir

Mevcut düzenlemelerde KVHS’ler, sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde “aracı kurum” statüsünde değerlendiriliyor. Ancak bu tanım, fiiliyatta KVHS’lerin sunduğu hizmetlerin kapsamını karşılamaktan uzak. Söz konusu hizmet sağlayıcılar; fon saklama, kripto para transferi, staking yoluyla getiri sağlama, stablecoin temelli döviz işlemleri ve ödeme altyapılarıyla entegre çalışma gibi çok yönlü faaliyetler yürütüyor.

Bu yapısal gerçeklik göz önüne alındığında, KVHS’lerin klasik borsa mantığıyla değil, bankacılık çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Aksi takdirde, devletin bu kurumları teknik olarak izlemesi mümkün olsa da, onları etkili bir şekilde regüle etmesi mümkün olmayacak.

Dijital Banka Modeli: KVHS’ler İçin Yeni Bir Statü

KVHS’lerin banka statüsüne alınması, Türkiye'nin ekonomik egemenliğini pekiştirmesi açısından stratejik bir hamle olacaktır. Bu adımın sağlayacağı başlıca faydalar:

  • Zorunlu karşılık sistemi ile kripto varlıkların bir bölümü doğrudan TCMB kontrolüne girecek.

  • Sermaye hareketleri kayıt altına alınacak, ani para çıkışları denetim altına alınabilecek.

  • Likidite yönetimi güçlenecek, klasik bankacılık sisteminden kaçan yerli sermaye yeniden ekonomiye çekilebilecek.

  • KVHS’lere sınırlı mevduat ve kredi yetkisi tanınarak finansal aracılık kapasitesi artırılacak.

Tüm bu gelişmeler, yalnızca makroekonomik istikrar için değil, aynı zamanda Türkiye'nin dijital finans alanında bölgesel liderliğe oynaması için de kritik önemde.

Kripto Paranın Bankacılık Sistemiyle Entegrasyonu: Bir Gereklilik

Kripto paraların yalnızca izlenmesi değil, doğrudan para otoritesiyle entegre edilerek yönlendirilmesi gerekiyor. Bu amaçla, KVHS’lerin:

  • BDDK tarafından dijital banka lisansı ile yetkilendirilmesi,

  • TCMB ile hesap bazlı entegrasyonu sağlanması,

  • Zorunlu karşılık yükümlülüğüne tabi tutulması öneriliyor.

Böylece Türkiye yalnızca teknik bir izleme sistemi kurmakla kalmaz, aynı zamanda etkin bir denetim ve yönetişim altyapısı da inşa eder.

Kripto Saklama: Bankalar İçin Yeni Sınav

KVHS’lerin banka statüsüne geçmesi, onların kripto saklama hizmetleri sunmasını da beraberinde getirecek. Ancak bu alanda güvenliğin yalnızca dijital değil, aynı zamanda operasyonel, fiziksel ve yönetişim düzeyinde de sağlanması gerekiyor.

Öne çıkan gereklilikler:

  • Soğuk cüzdanlar, çoklu imza sistemleri, MPC altyapıları gibi yüksek güvenlikli çözümler.

  • Müşteri varlıkları ile operasyonel fonların ayrıştırılması ve düzenli denetim.

  • Cüzdan hijyeni uygulamaları ve personel eğitimi.

  • Vergisel yükümlülüklerin entegrasyonu için Hazine ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile veri paylaşımı.

Bu çerçevede atılacak adımlar, yalnızca güvenliği artırmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’yi global düzeyde saklama hizmeti sunan bir finansal merkez haline getirebilir.

Sonuç: Yeni Bir Merkez Bankacılığı Perspektifi

Türkiye'nin kripto para düzenlemelerinde izlemesi gereken yol, yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği değil; aynı zamanda para politikası, finansal denetim ve ulusal güvenlik başlıklarını bütüncül şekilde kapsayan stratejik bir yeniden yapılanmadır.

KVHS’lerin banka statüsüne alınması ve TCMB merkezli bir gözetim mekanizmasıyla entegre edilmesi, bu dönüşümün temel taşıdır. Bu sayede:

  • Kripto varlıklar sistem dışından merkeze çekilir,

  • Makroekonomik denge yeniden tesis edilir,

  • Türkiye, bölgesel bir dijital finans merkezi olma yolunda somut bir adım atmış olur.

Yakında bununla alakalı bir ''politika notu'' paylaşımında bulunacağım. Çalışmam bitince buradan link paylaşırım... 
İncele →

NATO'daki %5 GSYİH Tartışması: Trump'ın Talebi ve Küresel Güvenlik Üzerindeki Etkileri

NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) 1949’da kurulduğu günden bu yana transatlantik güvenliğin temel taşlarından biri olduğunu söylemek abartı olmaz. Ancak, üyeler arasındaki mali yük paylaşımı konusu her zaman tartışmalara yol açmıştır. Donald Trump’ın başkanlığı döneminde bu tartışmalara oldukça radikal bir öneri eklendi: NATO üyesi ülkelerin savunma harcama hedefini %2 GSYİH seviyesinden %5’e çıkarması. Trump’ın bu teklifi, hem uygulanabilirliği hem de küresel güvenlik üzerindeki etkileri açısından geniş çapta tartışmalara yol açtı. Ben de bu yazıda hem tarihi arka planı hem de böylesi iddialı bir önerinin sonuçlarını kişisel bir bakış açısıyla değerlendirmek istiyorum.

Trump’ın NATO Harcama Politikaları

Trump, NATO ile ilgili belki de en net duruş sergileyen ABD başkanlarından biriydi. 2014’teki NATO zirvesinde ülkeler savunma harcamalarını GSYİH’nin %2’sine çıkarma kararı alsa da, bu hedefi tutturabilen ülke sayısı sınırlı kaldı. Trump ise çıtayı daha da yükselterek, bu oranı %5’e çıkarmayı önerdi.

Bu önerinin altında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma stratejisi ve aynı zamanda Rusya ile ilişkileri yeniden düzenleme hedefi yatıyordu. 2014’te Kırım’ın ilhakı sonrası tırmanan gerilim göz önüne alındığında, Trump’ın bu önerisi, hem ABD hem de NATO müttefikleri için ciddi bir meydan okuma anlamına geliyordu.

Ancak, %5 hedefi beraberinde devasa bir ekonomik yük getiriyordu. Örneğin, NATO ülkelerinin bu hedefi yakalaması için ABD’nin savunma bütçesine yaklaşık 500 milyar dolar ek kaynak ayırması gerekecekti. Bu da sadece bir maliyet meselesi değil; ABD’nin dış politika öncelikleri açısından derin bir tartışma konusuydu.

Ekonomik ve Stratejik Boyutlar

Trump’ın önerisi ilk bakışta NATO’nun güvenliğini artırmayı hedefliyor gibi görünse de, ekonomik ve stratejik motivasyonlar da açıkça ortada. NATO ülkelerinin savunma bütçelerini artırması, ABD savunma sanayi için büyük bir pazar anlamına geliyor. ABD yapımı askeri teçhizat talebi artacak, bu da Amerikan ekonomisine olumlu yansıyacaktı.

Ancak, bu sürecin sancısız olmayacağı aşikâr. NATO ülkelerinin artan savunma harcamalarını karşılamak için ABD savunma şirketleriyle çalışması gerekecek ve bu süreç, bürokratik engellerle dolu. Kongre onayı gibi mekanizmalar, büyük sözleşmelerin gerçekleşmesini yavaşlatabilir. Bu durum, Trump’ın stratejik hesaplamalarını daha da karmaşık hale getirdi.

%5 Hedefinin Ekonomik Yansımaları

Savunma harcamalarının %5’e çıkarılması NATO üyeleri için ciddi ekonomik zorluklar anlamına geliyor. Örneğin, Almanya’nın yıllık savunma bütçesini mevcut 67 milyar dolardan 210 milyar dolara çıkarması gerekecek. İtalya ve İspanya gibi ekonomik olarak daha kırılgan ülkeler ise bu yükü taşımakta çok daha büyük zorluklarla karşılaşabilir.

Bu maliyetler, sağlık ve eğitim gibi kritik kamu harcamalarında kesintilere yol açabilir. Avrupa Politika Merkezi’nin araştırmalarına göre, sosyal harcamalarda %25’e varan azalmalar söz konusu olabilir. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, siyasi istikrarı da tehdit edebilir. Halkın bu denli büyük bir maliyeti adaletsiz görmesi kaçınılmaz olacaktır.

NATO’da Birlik ve Bölünme Riskleri

Trump’ın önerisi, NATO’nun dayanışmasını güçlendirmek yerine bölünmelere yol açabilir. Özellikle küçük üyeler, bu hedefin ağırlığını taşımakta zorlanırken, daha büyük ekonomilerle aralarındaki uçurum derinleşebilir.

Bununla birlikte, yüksek savunma harcamalarının aşırı askeri yığınağa yol açma riski de var. İklim değişikliği, pandemiler ve siber tehditler gibi askeri olmayan güvenlik meseleleri gölgede kalabilir. NATO’nun gelecekteki stratejilerinde bu dengeyi kurması gerekecek.

Grafiklerle Durum Analizi

Savunma Harcamaları (Mevcut Durum ve Hedef)

   ÜlkeMevcut Harcama     (% GSYİH)2% Hedefini Karşılıyor Mu?%5 Hedefi için Gereken Harcama ($ Milyar)Mevcut Harcama ($ Milyar)
Amerika Birleşik Devletleri%3.5Evet1,070753
Polonya%4.1Evet210140
Almanya%1.6Hayır21067
İtalya%1.5Hayır15045
İspanya%1.2Hayır12540
Portekiz%1.4Hayır9530


Savunma Harcamaları: Ülkeler ve Yüzdeler


Ülke                                Mevcut Harcaması (% GSYİH)%2 Hedefine Ulaşıldı mı?%5 Hedefi İçin Gerekli Bütçe (Milyar $)Mevcut Harcama (Milyar $)
ABD3.5%Evet1,070753
Polonya4.1%Evet210140
Almanya1.6%Hayır21067
İtalya1.5%Hayır15045
İspanya1.2%Hayır12540
Portekiz1.4%Hayır9530   

Sonuç

Trump’ın NATO üyelerinden savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarmalarını talep etmesi, yalnızca bütçe tartışmalarını değil, küresel güvenliğin geleceğini de yeniden şekillendirecek bir adım olarak değerlendirilebilir. Öneri, bazıları için NATO’nun askeri yeteneklerini güçlendirme fırsatı olarak görülse de, mali ve siyasi yükümlülükleri göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.

Bu öneri, NATO üyeleri arasında ciddi tartışmalara yol açarken, aynı zamanda ittifakın birliğini de test eden bir unsur haline geldi. Uzun vadede, ittifakın sadece bütçe hedeflerini değil, aynı zamanda kolektif güvenliğin değişen doğasını da ele alması gerekecek. NATO’nun geleceği, hem ekonomik gerçeklikler hem de yeni nesil güvenlik tehditleri arasında denge kurma yeteneğine bağlı olacak.

İncele →

Amerikan Doları Dalgacılığı

Dolar Dalgacılığı: Ekonomide Gerçek İşlevini Yitiren Kavramlar

    Dolar üzerinden yapılan yatırımların artık absürt bir hal aldığını görmek için çok uzağa bakmaya gerek yok. Türkiye’de yatırım kavramı öyle bir noktaya geldi ki, parayı ekonominin büyümesi ya da katma değer yaratmak için değil, kısa vadeli spekülasyonlarla para kazanmak için kullanıyoruz. Dolar makasından medet ummak ya da “kur hareketliliği” üzerinden kar elde etmeye çalışmak yeni normalimiz haline geldi.

Para ve Yatırımın Anlamı Türkiye’de Kayboldu

    Para, mal ve hizmet satın almak için kullanılan bir araçtır. Yatırım ise uzun vadeli bir perspektifle, değer yaratmak için sermayeyi yönlendirme sürecidir. Ancak Türkiye’de bu iki kavram da tamamen işlevsizleşmiş durumda. Bugün para, dolar ve altın gibi araçlarla spekülasyon yapmanın bir simgesi haline geldi.

    Yatırım dediğimiz şey, ülke ekonomisini geliştiren bir araç olmaktan çıkıp, döviz ticaretinden ne kadar fazla kazanabiliriz sorusuna indirgenmiş durumda. Herkes döviz alıp satmanın peşinde, bireylerden şirketlere kadar. İşin daha garibi, bu döviz takıntısı yüzünden ihracatçılar bile artık ihracat yapmak yerine döviz spekülasyonuna odaklanıyor.

İhracatçılar Yatırım Bankacısı mı Oldu?

    Eskiden ihracatçı dediğimizde aklımıza ürün üreten, katma değer yaratan, inovasyon yapan firmalar gelirdi. Şimdi durum tam tersi. İhracatçılar, adeta birer yatırım bankacısına dönüşmüş. Ellerinde hesap makineleri, sürekli kur takibi yapıyorlar. "Dolar bugün ne kadar arttı? Makastan nasıl kâr ederiz?" gibi sorularla günlerini geçiriyorlar.

    Bu şirketler için üretim ikinci planda. Katma değer yaratmak gibi bir dertleri yok. Onların derdi, dolardan ne kadar kazanabilecekleri. Kur farklarından gelir elde edebilmek için ellerindeki sermayeyi üretime değil, finansal spekülasyona yönlendiriyorlar.

Kapalı Çarşı ve Interbank Verileri: Sadece Bir Gösterge

    Döviz piyasasındaki bu eğilimleri anlamak için Kapalı Çarşı ve Interbank arasındaki kurlara bakmak yeterli. Makas çok büyük olmasa da, bu farklar bile spekülatif kazançlar için kullanılıyor. İşte elimizdeki veriler:

*Kapalı Çarşı

*06.12.2024 tarihli piyasa verileri.

Para Birimi       Çarşı Alış    Çarşı Satış     Interbank Alış       Interbank Satış
USD 34.720 34.750 34.79529 34.80001
EUR 36.675 36.750 36.86333 36.87607

    Bu tabloyu eklememin sebebi şu: Burada sadece bir veri sunuyorum. Asıl mesele, bu farkların ötesinde, piyasaların nasıl işlediği. İhracatçıların da bireylerin de bu kurları fırsat görüp ticaretten daha çok spekülasyona odaklanması, ekonomideki asıl problemdir.

Katma Değer Yerine Döviz Kovalamak

    Türkiye’deki ihracatçılar artık “Ne üretebiliriz? Hangi ürünle daha fazla değer yaratabiliriz?” sorularını sormuyor. Bunun yerine, “Kur yükselince kârımız ne kadar artar?” ya da “Dolar alıp satmaktan nasıl para kazanırız?” sorularını sormayı tercih ediyorlar.

    Bu, sadece bireysel kazanç için yapılan kısa vadeli bir plan değil; aynı zamanda ülkenin ekonomik geleceğine zarar veren bir davranış. Dövizden kâr etmeyi alışkanlık haline getirmiş şirketler, kur düşmeye başladığında panikleyip ekonomik destek talep ediyor. Üretim, inovasyon ya da uzun vadeli stratejiler tamamen unutulmuş.

Sonuç: Yanlış Yatırım Algısı

    Bugün ekonomiye baktığımda gördüğüm şey, dolar dalgacılığı yaparak ayakta kalmaya çalışan bir zihniyet. Bu, bireyden şirkete kadar yayılmış bir davranış biçimi. Para artık ihtiyaçların karşılanması ya da değer yaratılması için kullanılmıyor; spekülatif kazançların peşinde harcanıyor.

    Bu yazıyı, ekonomik sistemin bu yanlış yönelimine dikkat çekmek için kaleme aldım. Çünkü bu durumun sürdürülebilir olmadığını biliyorum. Eğer bir değişim olacaksa, bu ancak üretim ve katma değer yaratmaya odaklanmakla mümkün. Dövizi kovalamaktan vazgeçmek, gerçek yatırımı ve ekonomiyi yeniden düşünmek zorundayız.

İncele →

Para Piyasası ve Faiz Beklentileri: Piyasa Gerçekten Hazır mı?

05.12.2024

Son günlerde ekonomi dünyasında sıkça konuşulan bir konu var: 

Analistlere göre Merkez Bankası'nın (TCMB) beklenen faiz indirimleri senaryosu:

''Aralık ayında başlaması beklenen bu faiz indirimlerinin, her ay düzenli olarak 150-200 baz puan civarında devam edeceği öngörülüyor.''

Ancak bu tahminler ne kadar mantıklı olursa olsun, göz ardı edilemeyecek bir soru var: Piyasa bu duruma gerçekten hazır mı, yoksa bambaşka bir dünyada mı yaşıyor?

Bugün Takasbank Para Piyasası'nın 1 aydan uzun vadeli işlemlerine dair bir tabloyu incelerken karşılaştığım veriler bu soruyu daha da anlamlı kıldı. Tablodaki veriler, piyasanın mevcut faiz politikalarını ve beklentilerini anlamak açısından oldukça çarpıcı bir vaziyeti gösteriyor.

Tablodan Yansıyanlar: Yüksek Faizler ve İşlem Hacimleri

Tabloda, 33 günlük vadede faiz oranlarının %50 olduğunu görüyoruz. Dahası, bu vadedeki işlem hacmi tam 150 milyon TL gibi ciddi bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Daha uzun vadelerde faiz oranlarının kademeli olarak %47-48 seviyelerine indiğini görüyoruz, ancak bu oranlar bile piyasanın genelinde oldukça yüksek bir görünüm sergiliyor.

Birkaç örnekle öne çıkan noktalar şöyle:

  • 33 Günlük Vade: Faiz oranı %50, işlem hacmi 150 milyon TL (3 işlem).
  • 61 Günlük Vade: Faiz oranı %49,75, işlem hacmi 70 milyon TL (2 işlem).
  • 182 Günlük Vade: Faiz oranı %47,50, işlem hacmi 12 milyon TL (1 işlem).
  • 187 Günlük Vade: Faiz oranı %47,46, işlem hacmi 65 milyon TL (5 işlem).

Bu tabloya bakıldığında, piyasanın yüksek faiz oranlarında işlem yapmaya devam ettiğini görüyoruz. Peki, MB’nin faiz indirimi beklentileri konuşulurken bu oranlar ne anlama geliyor?

Piyasa Neyi Fiyatlıyor?

Bu veriler, birkaç önemli çıkarımı beraberinde getiriyor:

1. Likidite Sıkışıklığı:

Tablodaki oranlar, bankalar arası piyasada ciddi bir likidite sıkışıklığı olduğunu gösteriyor. Daha kısa vadelerdeki %50 gibi astronomik faiz oranları, piyasadaki acil nakit ihtiyacını yansıtıyor. Bankalar, kısa vadeli fonlama için bu oranları kabul ediyor ve bu da piyasanın yüksek bir risk algısına sahip olduğunu gösteriyor.

2. Beklentiler ile Gerçeklik Arasındaki Fark:

Faiz indirimi beklentileri her ne kadar konuşuluyor olsa da, piyasa şu anki ekonomik gerçeklere göre işlem yapıyor. Yani, beklenti ne olursa olsun, bugünün ihtiyaçları daha baskın. MB'nin faiz indirimi kararı alsa bile bu kararların piyasa fiyatlarına yansıması zaman alabilir.

3. Piyasa Psikolojisi:

Tablodaki yüksek faiz oranları, piyasanın risk ve belirsizlik algısını da ortaya koyuyor. Yatırımcılar ve bankalar, gelecekte daha düşük faiz oranlarının uygulanacağını bilseler bile, mevcut finansal ihtiyaçlarını bugünün koşulları üzerinden karşılamak zorundalar.

Bir İroni: Beklentiler ve Yüksek Faizler

En dikkat çekici nokta, piyasanın bir yanda Merkez Bankası'ndan faiz indirimi beklerken diğer yanda yüksek faiz oranlarıyla işlem yapmaya devam etmesi. Bu durum, piyasanın iki farklı gerçeklikte yaşadığını gösteriyor:

  1. Beklenti Dünyası: MB'nin faiz oranlarını düşürmesi ve ekonomik koşulların gevşemesi.
  2. Gerçeklik Dünyası: Yüksek likidite ihtiyacı ve artan risk algısı nedeniyle astronomik faiz oranları.

Bu iki dünya arasındaki çelişki, piyasanın karmaşık yapısını ve finansal aktörlerin birbirinden farklı önceliklere sahip olduğunu gösteriyor. Aslında, sanki piyasa bir yanda faiz indirimi beklerken, diğer yanda ‘şu anın’ ihtiyacını karşılamak için yüksek faizlere razı olmuş durumda. Bir tarafta ‘umutlu geleceğe’ bakarken, diğer tarafta cebindeki bozuk parayla bugünü idare etmeye çalışan bir piyasa gibi…

Sonuç: "Beklentiler" ve "Gerçekler" Arasında İnce Çizgi

Takasbank Para Piyasası'ndaki bu tablo, bize birkaç kritik ders veriyor:

  1. Faiz indirimlerinin etkisi zaman alabilir: MB faiz oranlarını düşürse bile, piyasadaki likidite sıkışıklığı kısa vadede bu oranları etkisiz kılabilir.
  2. Piyasa şimdiye odaklıdır: Ekonomi ve finans dünyasında işlemler, teorik beklentilere değil, bugünkü ihtiyaçlara göre şekillenir.
  3. Yüksek faizler, acil ihtiyaçların bir sonucudur: Piyasanın bu kadar yüksek faiz oranlarında işlem yapması, likiditeye olan yoğun ihtiyacın bir yansımasıdır.


Bu tabloyu inceledikten sonra şunu bir kez daha anlıyoruz: Finansal piyasalar, "şimdi"yi yaşar ve kararlarını mevcut gerçekliklere göre alır. Gelecekte faiz oranlarının düşeceği beklentisi, bugünkü ihtiyaçları değiştirmez. Bu yüzden ekonomi dünyasında "beklentiler" ve "gerçekler" her zaman aynı noktada buluşmaz.

Sonuç olarak, Merkez Bankası'nın faiz kararlarıyla birlikte bu oranların nasıl değişeceğini görmek, önümüzdeki dönemde ekonominin en ilginç hikayelerinden biri olacak. Piyasanın bu hikayede nasıl bir rol oynayacağını hep birlikte izleyeceğiz.

İncele →

ABD Merkez Bankası (FED) Faiz İndirimi Sinyalleri Veriyor: Bu Adımın Sebebi Ne?


Yayın Tarihi: 3 Aralık 2024

Bu yıl, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikasıyla ilgili mesajları oldukça dikkat çekiciydi. Yıla, gelecekte faiz indirimlerinin gerçekleşeceği beklentisiyle başladık. Bu görüşler, geçen yılın 14 Aralık'ında yapılan açıklamalarda şekillenmişti:

"Officials expect rates to fall even lower in 2025, with most officials forecasting they would end up between 3.5 per cent and 3.75 per cent."

Fed'in faiz oranını şu anda %5,25-%5,5 aralığında tutmasına rağmen, gelecekte oranların %2 seviyelerine yaklaşacağı sinyalleri verilmişti. Bu durum tahvil piyasasında hareketlilik yarattı. Öyle ki, 10 yıllık tahvil getirileri %3,8'in altına kadar düşmüştü. Ancak şu an bu oran %4,21 seviyesinde.

Fed Yönetim Kurulu Üyesi Waller’in Açıklamaları

Dün Washington'da konuşan Waller, faiz indiriminin devam edeceğine dair güçlü ipuçları verdi:

"After reducing the policy rate 75 basis points since our September meeting, I believe that monetary policy is still restrictive and putting downward pressure on inflation without creating undesirable weakness in the labor market."

Waller, mevcut faiz oranlarının hâlâ sıkılayıcı olduğunu vurgularken, politikanın daha nötr bir seviyeye yaklaşması gerektiğini belirtti:

"The motivation for continuing to cut the policy rate at the FOMC’s next meeting begins with how restrictive the current setting is."

Fed’in 2024 sonunda faiz oranını %3,4 seviyelerine indirme hedefi olduğunu da ekledi:

"In September, the median of the projections of FOMC participants was that the federal funds rate would be 3.4 percent at the end of next year, which is about 100 basis points lower than it is today."

Bu açıklamalar, piyasaların faiz indirim beklentisini artırarak tahvil getirilerinde düşüşe yol açtı.

Enflasyon ve Belirsizlik

Waller, enflasyonu kontrol altına alma sürecini renkli bir dille anlattı:

"Overall, I feel like an MMA fighter who keeps getting inflation in a choke hold, waiting for it to tap out yet it keeps slipping out of my grasp at the last minute. But let me assure you that submission is inevitable—inflation isn’t getting out of the octagon."

Ancak hemen ardından enflasyonla ilgili belirsizliği şu sözlerle kabul etti:

"Monthly readings on inflation have moved up noticeably recently, and we don’t know whether this uptick in inflation will persist, or reverse, as we saw a year ago."

Eğer enflasyonun gelecekteki seyri belirsizse, faiz indirimi için böylesine kararlı bir duruş sergilemek sorgulanabilir.

ABD Ekonomisinin Durumu

Waller’in ekonomik değerlendirmesi, aslında faiz indirimlerine gerek olmadığını düşündürüyor:

"Real gross domestic product (GDP) grew at a strong annual pace of 2.8 percent in the third quarter of 2024, and indications are that growth in the fourth quarter will be a bit slower. An average of private sectors forecasts predicts 2.2 percent, while based on fairly limited data so far, the Atlanta Fed’s GDPNow model currently predicts 3.2 percent."

Eğer Atlanta Fed’in tahmini doğruysa, faiz indirimleri gereksiz hale gelebilir. Çünkü büyüme güçlü seyrediyor ve enflasyon hâlâ hedefin üzerinde. Ayrıca geniş para arzı (M2) yıllık %3,1 büyüme hızıyla toparlanma sinyalleri veriyor.

Yorumum

Fed, faiz indirimi yapmak zorunda olmamasına rağmen bu adımı atmaya yönelik güçlü sinyaller veriyor. Peki, bu adımın ardındaki asıl neden ne? Cevap, büyük ölçüde konut piyasası olabilir:

"By this time next year, the share of US mortgages with rates in excess of 6% could outnumber those with rates below 3%. A good example of how monetary policy operates with lags."

Bu durum, Fed’in faiz indirimlerinin ardındaki temel motivasyonun konut piyasasını desteklemek olabileceğini gösteriyor. Ancak bu karar, güçlü bir ekonomi ortamında uzun vadede başka riskler doğurabilir.

İncele →